Yüzyılın İhaneti, Yüzyılın İronisi: Kod Adı Çiçero
İkinci Dünya Savaşı yılları, sadece cephelerde değil, aynı zamanda gölgelerde, büyükelçilik koridorlarında ve dumanlı otel lobilerinde de kıyasıya bir mücadelenin yaşandığı bir dönemdi. Tarafsızlığını korumaya çalışan genç Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti Ankara ise, bu gölge savaşının tam merkezi, adeta bir "casuslar şehri" idi. İşte bu şehrin sahne olduğu en inanılmaz casusluk hikayesinin başrolünde, ne bir asker ne de bir diplomat vardı; başroldeki kişi, İngiltere Büyükelçisi'nin uşağından başkası değildi: Elyesa Bazna, namıdiğer "Çiçero".
"Sıradan" Bir Uşaktan Usta Bir Casusa
Arnavut kökenli olan ve 1904'te Priştine'de (o dönem Osmanlı toprağı) doğan Elyesa Bazna, hayatını kazanmak için çeşitli işlerde çalışmış, müzikle ilgilenmiş ve nihayetinde Ankara'daki diplomatik çevrelerde hizmetli olarak görev yapmaya başlamıştı. 1943 yılında, kaderin bir cilvesiyle, Ankara'daki İngiltere Büyükelçisi Sir Hughe Knatchbull-Hugessen'in özel uşağı olarak işe alındı.
Bazna'nın motivasyonu ideolojik değildi; tamamen finansaldı. İçinde bulunduğu fırsatı hızla fark etti. Büyükelçi, son derece önemli ve "Çok Gizli" damgalı belgeleri çalışma odasındaki kasada saklıyor ve bazen anahtarı üzerinde unutmak gibi büyük bir dikkatsizlik gösteriyordu. Bazna, büyükelçinin banyoda olduğu sıralarda bu anahtarın bir kalıbını alarak bir kopyasını yaptırdı. Artık Nazi Almanyası'na satabileceği paha biçilmez bir hazineye erişimi vardı.
Operasyon Başlıyor: "Cicero" Doğuyor
Elyesa Bazna, Alman Büyükelçiliği ile temasa geçti. Alman istihbaratı (SD - Sicherheitsdienst), başlangıçta bu duruma şüpheyle yaklaştı. Bir uşağın bu kadar değerli belgelere ulaşabilmesi pek olası görünmüyordu. Ancak Bazna, ilk belgeleri getirdiğinde Almanlar şaşkına döndü. Belgeler gerçekti ve içerdikleri bilgiler hayati önem taşıyordu.
Almanlar, bu değerli kaynağa, Roma'nın ünlü hatibine atıfla "Cicero" (Çiçero) kod adını verdi. Operasyonu yürüten kişi, Alman Ataşesi Ludwig Moyzisch'ti ve tüm faaliyetler doğrudan Büyükelçi Franz von Papen'e rapor ediliyordu.
Bazna, sistematik bir şekilde çalışmaya başladı. Geceleri veya elçinin evde olmadığı zamanlarda kasayı açıyor, belgelerin fotoğraflarını çekiyor (Leica marka bir fotoğraf makinesi kullanarak) ve filmleri Almanlara teslim ediyordu. Karşılığında ise on binlerce İngiliz Sterlini alıyordu.
Çalınan Sırlar: Normandiya Çıkarması
"Çiçero"nun Almanlara sızdırdığı belgeler, savaşın seyrini değiştirebilecek nitelikteydi. Bu belgeler arasında:
- Tahran Konferansı'nın Tutanakları: Roosevelt, Churchill ve Stalin arasındaki bu kritik görüşmenin ayrıntıları, Müttefiklerin Almanya'ya karşı ikinci cepheyi (Fransa) açma planlarını içeriyordu.
- Operasyon "Overlord": En kritik bilgi buydu. Belgeler, Müttefiklerin Fransa'ya yapacağı büyük çıkarma harekatının kod adı olan "Overlord"u (Normandiya Çıkarması) açıkça belirtiyordu.
- Müttefik-Türkiye İlişkileri: Müttefiklerin Türkiye'yi savaşa sokma yönündeki baskıları ve stratejileri.
- Balkan Stratejileri ve Doğu Avrupa'daki askeri planlamalar.
Teoride, Hitler'in elinde artık Müttefiklerin en büyük askeri operasyonunun kod adı ve genel planı vardı.
İnanılmaz Şüphe: Bilgi Neden Kullanılmadı?
İşte hikayenin en şaşırtıcı kısmı burada başlar. "Cicero"nun sağladığı bilgiler paha biçilmez olsa da, Nazi Almanyası bu bilgileri etkili bir şekilde kullanamadı. Bunun birkaç temel nedeni vardı:
- Aşırı Şüphe: Berlin'deki Nazi Dışişleri Bakanı Joachim von Ribbentrop başta olmak üzere üst düzey komuta, bu bilgilerin "fazla iyi" olduğuna inanıyordu. Bir uşağın bu kadar kritik belgelere sürekli erişim sağlamasının, olsa olsa bir İngiliz dezenformasyon kampanyası, yani kendilerini yanıltmak için kurulan bir tuzak olabileceğini düşündüler.
- İstihbarat Rekabeti: Nazi Almanyası içindeki farklı istihbarat birimleri (SD, Abwehr, Gestapo) arasındaki ölümcül rekabet, bilgilerin sağlıklı analiz edilmesini engelledi.
- "Overlord" Detayı: Belgeler "Overlord" kod adını verse de, çıkarmanın tam olarak nerede (Normandiya) ve ne zaman yapılacağına dair kesin tarih ve saat bilgilerini içermiyordu. Hitler, yine de çıkarmanın Pas-de-Calais bölgesinden yapılacağına inanmaya devam etti.
Tarihin En Büyük İronisi: Sahte Para
Elyesa Bazna, casusluk faaliyetleri karşılığında Almanlardan yaklaşık 300.000 İngiliz Sterlini (bugünün parasıyla milyonlarca dolar) aldı. Savaş bittiğinde zengin bir adam olarak emekli olmayı planlıyordu.
Ancak Almanlar, "Cicero"ya ödeme yapmak için "Bernhard Operasyonu" adı verilen gizli bir operasyonda, toplama kamplarındaki Yahudi kalpazanlara ürettirdikleri sahte İngiliz Sterlinlerini kullanmışlardı.
Savaş bittikten sonra Bazna, birikimleriyle bir otel satın almak istediğinde acı gerçekle yüzleşti: Elindeki paranın tamamı sahteydi. Hayatının riskini alarak elde ettiği servet, değersiz kağıt parçalarından ibaretti.
Sonuç: Kaybedilmiş Bir Hayat
Elyesa Bazna, "sahte para bulundurmak" suçundan kısa bir süre hapis yattı. Hayatının geri kalanını yoksulluk içinde geçirdi. Alman hükümetine, kendisine "borçlu oldukları" gerçek parayı ödemeleri için dava açtı ancak hiçbir sonuç alamadı. 1970 yılında Münih'te, bir gece bekçisi olarak çalışırken yoksulluk içinde hayatını kaybetti.
"Çiçero"nun hikayesi, İkinci Dünya Savaşı'nın en cüretkar bireysel casusluk eylemlerinden biri olmaya devam etmektedir. Ancak bu hikaye, aynı zamanda bir ihanetin, kaçırılan fırsatların ve nihayetinde "yüzyılın sırlarını çalan adamın, sahte parayla kandırılması" gibi trajikomik bir ironinin de öyküsüdür.
Yorumlar
Yorum Gönder