Kayıtlar

Ekim 14, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Filistin ve Doğu Türkistan: İslam Dünyası'nın İki Kanayan Yarası

İslam coğrafyasının kalbinde, biri göz önünde ve diğeri derin bir sessizliğe mahkûm edilmiş iki büyük trajedi yaşanmaktadır: Filistin ve Doğu Türkistan. Farklı coğrafyalarda, farklı failler tarafından ve farklı yöntemlerle yürütülen bu iki zulüm, İslam dünyasının kolektif vicdanında onarılması güç yaralar açmaktadır. Biri, on yıllardır süren bir işgal ve abluka ile gündemden düşmezken; diğeri, modern teknolojinin en acımasız araçlarıyla yürütülen sistematik bir kültürel soykırımla boğuşmaktadır. Bu iki dava, bir bütün olarak ümmetin adalet, dayanışma ve onur sınavıdır. ​ Göz Önündeki Yara: Filistin ​Filistin davası, İslam aleminin hafızasında en canlı ve en politikleşmiş yaradır. Merkezin-de, Müslümanların ilk kıblesi Mescid-i Aksa'yı barındıran mübarek şehir Kudüs vardır. Bu kutsal bağ, Filistin meselesini her Müslüman için kişisel bir dava haline getirir. 1948'deki "Nekbe" (Büyük Felaket) ile başlayan toprak kaybı, sürgünler ve mültecilik sorunu, 1967 işgaliyle de...

Hindistan-Pakistan Anlaşmazlığının Merkezindeki Yara: Cammu Keşmir

​ 70 yılı aşkın bir süredir Hindistan ve Pakistan arasında bitmeyen bir gerilimin, üç savaşın ve sayısız çatışmanın merkezinde yer alan Cammu Keşmir, dünyanın en karmaşık ve uzun soluklu jeopolitik sorunlarından biri olmaya devam ediyor. Himalaya Dağları'nın eteklerinde, doğal güzellikleriyle adeta bir yeryüzü cenneti olan bu bölge, iki nükleer güç arasındaki mücadelenin ve Keşmir halkının kendi kaderini tayin etme arzusunun gölgesinde kalmıştır. ​Sorunun kökenleri, Britanya Hindistanı'nın 1947'de Hindistan ve Pakistan olarak ikiye ayrılmasına dayanmaktadır. O dönemde, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ancak Hindu bir Mihrace (prens) tarafından yönetilen Cammu ve Keşmir Prensliği, iki yeni ülkeden birine katılma ya da bağımsız kalma seçeneğiyle karşı karşıya kaldı. Mihrace Hari Singh'in bağımsızlık arayışı, Pakistan'dan gelen silahlı kabile gruplarının bölgeye girmesiyle sekteye uğradı. Singh, Hindistan'dan askeri yardım istedi ve karşılığında bölgenin Hindista...

Doğu Türkistan Özelinde Çin Halk Cumhuriyeti'nin Bir Kuşak Bir Yol Girişimi: Stratejik Kavşak ve Sistematik Kontrol

Çin Halk Cumhuriyeti'nin 2013 yılında Devlet Başkanı Şi Cinping tarafından duyurulan Bir Kuşak Bir Yol (BRI) Girişimi, 21. yüzyılın en iddialı küresel altyapı ve ekonomik kalkınma projelerinden biridir. Antik İpek Yolu'nu modern bir vizyonla canlandırmayı hedefleyen bu girişim, Asya, Avrupa ve Afrika'yı birbirine bağlayan devasa bir ticaret ve altyapı ağı kurmayı amaçlamaktadır. Bu devasa projenin kara ayağı olan "İpek Yolu Ekonomik Kuşağı" için ise coğrafi ve stratejik olarak tek bir kilit nokta bulunmaktadır: Doğu Türkistan, ya da Çin'in resmi adlandırmasıyla Sincan Uygur Özerk Bölgesi. ​Bu makale, Doğu Türkistan'ın Bir Kuşak Bir Yol Girişimi'ndeki vazgeçilmez rolünü ve bu rolün, Çin hükümetinin bölgedeki yoğun güvenlik, kontrol ve asimilasyon politikalarıyla nasıl iç içe geçtiğini analiz etmektedir. ​ 1. Doğu Türkistan'ın Stratejik Önemi: Kuşak'ın Başlangıç Kapısı ​Doğu Türkistan, BRI'nin başarısı için sadece önemli değil, aynı zamand...

Netanyahu ve Gazze: "Kasap" Suçlamalarının Ardındaki Politikalar ve Yıkım

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, uzun siyasi kariyeri boyunca Gazze Şeridi'ne yönelik yürüttüğü sert ve askeri odaklı politikalarla hem ülke içinde hem de uluslararası arenada tartışmalı bir figür haline gelmiştir. Bu politikalar, destekçileri tarafından İsrail'in güvenliği için elzem görülürken, eleştirmenleri tarafından orantısız güç kullanımı, toplu cezalandırma ve insan hakları ihlalleri olarak nitelendirilmektedir. Özellikle Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan gibi liderler tarafından "Gazze Kasabı" olarak adlandırılması, Netanyahu'nun Gazze'deki icraatlarının uluslararası kamuoyunda ne denli derin bir tepkiyle karşılandığının bir göstergesidir. ​Netanyahu'nun Gazze politikasının temelini, Hamas'ın silahsızlandırılması, Gazze'nin askerden arındırılması ve bölgeden İsrail'e yönelik güvenlik tehditlerinin ortadan kaldırılması oluşturmaktadır. Bu hedeflere ulaşmak için defalarca askeri operasyonlara başvurmuş, Gazze'ye yönelik...

Camp David'den Şarm El Şeyh'e: Filistin-İsrail Barış Arayışının İnişli Çıkışlı Yolculuğu

​Filistin-İsrail meselesi, 20. ve 21. yüzyılın en karmaşık ve uzun soluklu çatışmalarından biri olarak dünya siyasetinin merkezinde yer almıştır. Bu çatışmanın çözümüne yönelik uluslararası çabalar, umut verici diplomatik atılımlardan derin hayal kırıklıklarına ve şiddet sarmallarına uzanan çalkantılı bir seyir izlemiştir. Özellikle 1978 Camp David Anlaşmaları ile 2000'lerin başındaki Şarm El Şeyh zirveleri arasındaki dönem, barış arayışlarının en yoğun yaşandığı, tarihi dönüm noktalarının ve trajik başarısızlıkların iç içe geçtiği kritik bir evreyi temsil eder. ​ 1. Camp David Anlaşmaları (1978): Bir Umut Işığı ve Eksik Bir Başlangıç ​1973 Yom Kippur Savaşı'nın ardından ABD Başkanı Jimmy Carter'ın arabuluculuğunda Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat ile İsrail Başbakanı Menahem Begin arasında gerçekleşen Camp David Anlaşmaları, Ortadoğu'da ezber bozan bir gelişmeydi. Bu anlaşmalar iki temel çerçeveden oluşuyordu: ​ Mısır ve İsrail Arasında Barış: İsrail'in 1967...

Din ve Siyaset İlişkisi Bağlamında Türkiye

​Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuyla birlikte, din ve devlet ilişkileri radikal bir dönüşüme uğramıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun teokratik yapısından seküler bir devlete geçiş, bu ilişkinin temel parametrelerini kökten değiştirmiştir. Türkiye'de din ve siyaset ilişkisi, genellikle laiklik ilkesi etrafında şekillenmiş, ancak bu ilkenin yorumlanışı ve uygulaması zaman içinde dinamik ve tartışmalı bir süreç izlemiştir. ​ Laikliğin Çerçevesi ve Yorumları ​Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda yer alan laiklik ilkesi, başlangıçta katı bir yorumla, dinin kamusal alandan tamamen dışlanmasını hedeflemiştir. Bu dönemde din eğitimi, kıyafet kuralları ve Diyanet İşleri Başkanlığı'nın (DİB) konumu gibi konular, devletin bu alandaki kontrolünü pekiştirmiştir. Ancak zamanla, özellikle çok partili hayata geçişle birlikte, dinin siyaset üzerindeki etkisi tekrar hissedilmeye başlamıştır. ​Türkiye'deki laiklik anlayışı, Batı'daki ayrımcı laiklik (devletin dini kurumları fi...

RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI: DEĞİŞEN CEPHELER VE KÜRESEL SİSTEMİN DÖNÜŞÜMÜ

Rusya-Ukrayna Savaşı, 24 Şubat 2022'de başlayan geniş çaplı işgalin ardından, yalnızca iki ülkenin kaderini değil, aynı zamanda küresel jeopolitik ve ekonomik dengeleri de kökten değiştiren bir çatışma olarak tarihe geçmiştir. Başlangıçta Moskova'nın hızlı bir zafer beklediği bu harekat, Ukrayna'nın kararlı direnişi ve Batı'nın benzeri görülmemiş askeri ve mali desteği sayesinde bir yıpratma savaşına dönüşmüştür. ​ Savaşın Askeri Çıkmazı ve Teknolojik Cephesi ​Savaşın ana ağırlık merkezi, ülkenin doğu ve güney cepheleri olmaya devam etmektedir. Rusya, burada elde ettiği toprak kazanımlarını tahkim etmeyi ve Dinyeper Nehri'nin doğusundaki bölgelerde statükoyu korumayı temel hedef olarak benimsemiştir. Ukrayna ise Batı'dan tedarik edilen modern sistemler (uzun menzilli füzeler, tanklar, topçu sistemleri) ile karşı saldırılar düzenleyerek işgal altındaki toprakları geri almaya çalışmaktadır. ​Ancak, cephe hattında büyük çaplı ve kalıcı ilerlemeler kaydedilememes...

Düşman Kardeşler: Filistin-İsrail Çatışmasının Kökenleri ve Çıkmazları

Ortadoğu'nun en kanayan yarası, Filistin ve İsrail arasındaki bitmek bilmeyen çatışmadır. "Düşman Kardeşler" olarak nitelendirilebilecek bu iki halk, aynı topraklar üzerinde var olma mücadelesi verirken, sorun küresel politikanın ve insanlık dramının merkezine oturmuştur. Bu makale, çatışmanın tarihsel kökenlerini, temel sorun alanlarını ve günümüzdeki çıkmazları incelemektedir. ​ Tarihsel Kökenler: Vaatler ve İhtilaflar ​Filistin-İsrail meselesinin kökleri, 20. yüzyılın başlarına, özellikle de Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılması ve bölgenin İngiliz mandasına girmesiyle hız kazanan gelişmelere dayanır. Siyonizm hareketinin Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurma idealine karşılık, bölgenin yerleşik Arap halkının kendi kaderini tayin etme arzusu, çatışmanın temelini oluşturmuştur. ​1917 tarihli Balfour Deklarasyonu , İngiltere'nin Filistin'de bir Yahudi "ulusal yurdu" kurulmasını desteklemesiyle, bölgenin kaderini değiştiren kritik bir dönü...

Doğu Akdeniz Bağlamında KKTC-GKRY İlişkileri: Çatışma Alanından Potansiyel İş Birliğine ​

Giriş ​Doğu Akdeniz, son yıllarda keşfedilen zengin hidrokarbon (doğalgaz ve petrol) yatakları, bölgesel ve küresel güçlerin artan stratejik ilgisi ve buna bağlı olarak ortaya çıkan deniz yetki alanları uyuşmazlıkları nedeniyle küresel jeopolitiğin en kritik merkezlerinden biri haline gelmiştir. Bu karmaşık denklemde, Kıbrıs adasındaki iki taraf, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) arasındaki ilişkiler, sadece adanın geleceği için değil, aynı zamanda tüm bölgenin istikrarı için de belirleyici bir rol oynamaktadır. KKTC-GKRY ilişkilerinin Doğu Akdeniz bağlamında temel dinamiği, doğal kaynakların mülkiyeti ve paylaşımı etrafında dönen gerilimlerdir. ​ 1. Hidrokarbon Kaynakları ve Egemenlik İhtilafı ​Doğu Akdeniz'deki enerji keşifleri, KKTC ve GKRY arasındaki kronikleşmiş Kıbrıs sorununa yeni bir boyut katmıştır. GKRY, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tek temsilcisi olduğu iddiasıyla hareket ederek, Türkiye'nin ve KKTC'nin itirazlarına ra...