Filistin ve Doğu Türkistan: İslam Dünyası'nın İki Kanayan Yarası

İslam coğrafyasının kalbinde, biri göz önünde ve diğeri derin bir sessizliğe mahkûm edilmiş iki büyük trajedi yaşanmaktadır: Filistin ve Doğu Türkistan. Farklı coğrafyalarda, farklı failler tarafından ve farklı yöntemlerle yürütülen bu iki zulüm, İslam dünyasının kolektif vicdanında onarılması güç yaralar açmaktadır. Biri, on yıllardır süren bir işgal ve abluka ile gündemden düşmezken; diğeri, modern teknolojinin en acımasız araçlarıyla yürütülen sistematik bir kültürel soykırımla boğuşmaktadır. Bu iki dava, bir bütün olarak ümmetin adalet, dayanışma ve onur sınavıdır.

Göz Önündeki Yara: Filistin

​Filistin davası, İslam aleminin hafızasında en canlı ve en politikleşmiş yaradır. Merkezin-de, Müslümanların ilk kıblesi Mescid-i Aksa'yı barındıran mübarek şehir Kudüs vardır. Bu kutsal bağ, Filistin meselesini her Müslüman için kişisel bir dava haline getirir. 1948'deki "Nekbe" (Büyük Felaket) ile başlayan toprak kaybı, sürgünler ve mültecilik sorunu, 1967 işgaliyle derinleşmiş ve bugüne kadar süren bir hak ihlalleri silsilesine dönüşmüştür.

​Filistin'deki zulüm, dünya kamuoyunun gözleri önünde cereyan eder:

  • Açık İşgal ve Abluka: Batı Şeria'da yasa dışı yerleşimlerin genişlemesi, Filistinlilerin topraklarına el konulması ve Gazze'nin yıllardır süren insanlık dışı ablukası, uluslararası hukukun açıkça ihlalidir.
  • İnsani Kriz: Milyonlarca Filistinli, mülteci kamplarında veya abluka altında temel insani haklardan mahrum bir şekilde hayata tutunmaya çalışmaktadır.
  • Kutsallara Saldırı: Mescid-i Aksa'nın statüsüne ve kutsiyetine yönelik periyodik saldırılar, sadece Filistinlilerin değil, milyarlarca Müslümanın maneviyatını hedef almaktadır.

​Filistin davası, İslam dünyasında Cuma hutbelerinden sokak protestolarına kadar geniş bir yankı bulur. Devletler düzeyinde kınamalar yapılır, yardım kampanyaları düzenlenir. Ancak bu tepkiler, çoğu zaman siyasi irade eksikliği ve ümmetin kendi içindeki dağınıklığı nedeniyle somut bir çözüme dönüşememektedir. Yine de Filistin, konuşulan, tartışılan ve göz önünde olan bir yaradır.

Sessiz Çığlık: Doğu Türkistan

​Eğer Filistin göz önündeki bir yaraysa, Doğu Türkistan ümmetin duymak istemediği sessiz bir çığlıktır. Çin Halk Cumhuriyeti'nin Sincan Uygur Özerk Bölgesi olarak adlandırdığı bu topraklarda yaşayan Uygur, Kazak ve diğer Müslüman Türk halkları, 21. yüzyılın en acımasız asimilasyon ve kültürel soykırım politikalarından birine maruz kalmaktadır.

​Doğu Türkistan'daki zulmün niteliği daha sinsi ve totaliterdir:

  • Sistematik Kültürel Soykırım: Çin yönetimi, "yeniden eğitim kampı" adı altında milyonlarca Müslüman'ı toplama kamplarında alıkoymaktadır. Bu kamplardaki amaç, insanların dinlerini, dillerini, kültürlerini ve kimliklerini yok etmektir. Sakal bırakmak, başörtüsü takmak, oruç tutmak veya çocuklara dini isimler vermek "aşırılık" suçu sayılmaktadır.
  • Teknolojik Totalitarizm: Bölge, yüz tanıma sistemleri, DNA veri tabanları ve QR kodları ile dünyanın en yoğun gözetlenen yeri haline getirilmiştir. Her bireyin her adımı devlet tarafından izlenmektedir.
  • Ailelerin Parçalanması: Ailelerinden koparılan milyonlarca çocuk, devlet kontrolündeki yetimhanelerde kendi kültür ve inançlarından uzak bir şekilde asimile edilmeye çalışılmaktadır. Zorla kısırlaştırma politikaları ile Uygur nüfusunun geleceği hedef alınmaktadır.

Ortak Kader, Farklı Tepkiler: Vicdani Bir Muhasebe

​Her iki bölgede de Müslüman halklar, inançları ve kimlikleri nedeniyle baskı görmektedir. Her ikisi de vatanlarını ve onurlarını koruma mücadelesi vermektedir. Ancak İslam dünyasının bu iki yaraya gösterdiği tepki arasındaki derin uçurum, acı bir gerçeği gözler önüne sermektedir.

​Filistin için gösterilen haklı tepki ve duyarlılık, söz konusu Doğu Türkistan olduğunda yerini derin bir sessizliğe, hatta inkâra bırakmaktadır. Bunun en temel nedeni, Çin'in devasa ekonomik ve siyasi gücüdür. Birçok Müslüman ülke, Çin ile olan ticari ve stratejik ilişkilerini bozmamak adına bu sistematik zulmü görmezden gelmektedir. Çin'in "terörle mücadele" söylemini benimseyen veya en azından sessiz kalarak onaylayan Müslüman liderler, ümmetin vicdanında derin bir hayal kırıklığı yaratmaktadır.

Sonuç

​Filistin ve Doğu Türkistan, İslam dünyasının adalet ve ahlak anlayışını test eden iki temel sorundur. Bir yaranın acısını hissederken diğerini ekonomik çıkarlar veya siyasi korkular nedeniyle yok saymak, "ümmet" kavramının özünü zedeler. Adalet seçici olamaz; zulüm, faili kim olursa olsun zulümdür. İslam dünyası, bu çifte standardı terk edip hem Filistin'in özgürlüğü için sesini yükseltmek hem de Doğu Türkistan'daki sessiz çığlığa kulak vermek zorundadır. Aksi takdirde bu yaralar, sadece mazlumların bedeninde değil, tüm ümmetin ruhunda kanamaya devam edecektir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tarih ve Siyaset İlişkisi

Doğu Akdeniz Bağlamında KKTC-GKRY İlişkileri: Çatışma Alanından Potansiyel İş Birliğine ​

Doğu Akdeniz Bağlamında Türkiye Yunanistan İlişkileri