Netanyahu ve Gazze: "Kasap" Suçlamalarının Ardındaki Politikalar ve Yıkım
İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, uzun siyasi kariyeri boyunca Gazze Şeridi'ne yönelik yürüttüğü sert ve askeri odaklı politikalarla hem ülke içinde hem de uluslararası arenada tartışmalı bir figür haline gelmiştir. Bu politikalar, destekçileri tarafından İsrail'in güvenliği için elzem görülürken, eleştirmenleri tarafından orantısız güç kullanımı, toplu cezalandırma ve insan hakları ihlalleri olarak nitelendirilmektedir. Özellikle Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan gibi liderler tarafından "Gazze Kasabı" olarak adlandırılması, Netanyahu'nun Gazze'deki icraatlarının uluslararası kamuoyunda ne denli derin bir tepkiyle karşılandığının bir göstergesidir.
Netanyahu'nun Gazze politikasının temelini, Hamas'ın silahsızlandırılması, Gazze'nin askerden arındırılması ve bölgeden İsrail'e yönelik güvenlik tehditlerinin ortadan kaldırılması oluşturmaktadır. Bu hedeflere ulaşmak için defalarca askeri operasyonlara başvurmuş, Gazze'ye yönelik ablukayı sıkılaştırmış ve Filistin yönetimiyle müzakerelerden kaçınan bir tavır sergilemiştir.
Dönemindeki Büyük Askeri Operasyonlar ve Sonuçları
Netanyahu'nun başbakanlığı döneminde Gazze'ye yönelik birçok büyük çaplı askeri operasyon düzenlenmiştir. Bu operasyonlar, İsrail tarafından Hamas'ın roket saldırılarına ve diğer "terör faaliyetlerine" bir yanıt olarak gerekçelendirilmiştir.
- "Koruyucu Hat" Operasyonu (2014): Yedi hafta süren bu operasyon, Gazze'de büyük bir yıkıma yol açtı. Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre, 1,462'si sivil olmak üzere 2,251 Filistinli hayatını kaybetti. Hayatını kaybedenlerin 551'i çocuktu. Operasyon sırasında 18,000'den fazla konut yıkıldı veya ağır hasar gördü ve yüz binlerce insan yerinden edildi. İsrail tarafında ise 67 asker ve 6 sivil yaşamını yitirdi. Uluslararası Af Örgütü, İsrail'i sivil yerleşim yerlerini doğrudan hedef alarak savaş suçu işlemekle suçladı.
- "Duvarların Muhafızı" Operasyonu (2021): Mayıs 2021'de yaşanan bu çatışmalarda, BM rakamlarına göre 66'sı çocuk en az 256 Filistinli hayatını kaybetti. İsrail'de ise ikisi çocuk 13 kişi öldü. Çatışmalar, Gazze'nin zaten kırılgan olan altyapısına daha da zarar verdi.
- 7 Ekim 2023 Sonrası Savaş: Hamas'ın 7 Ekim 2023'teki saldırısının ardından Netanyahu hükümeti, Gazze'ye karşı en yıkıcı ve uzun süreli askeri harekatı başlattı. BM ve diğer uluslararası kuruluşların raporlarına göre, bu savaşta on binlerce Filistinli, büyük çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere hayatını kaybetti. Gazze Sağlık Bakanlığı'nın verilerine göre ölü sayısı 60,000'i aştı. Savaş, Gazze'deki sivil altyapının yaklaşık %70'inin yok olmasına veya hasar görmesine neden oldu; hastaneler, okullar, camiler ve sivil yerleşim alanları sistematik olarak hedef alındı.
İnsan Hakları İhlalleri ve Uluslararası Hukuk
Netanyahu yönetiminin Gazze'deki eylemleri, çok sayıda uluslararası kurum tarafından ağır insan hakları ihlalleri ve savaş suçları olarak değerlendirilmektedir.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği'ne bağlı bir komisyon, İsrail'in Gazze'de soykırım suçu işlediği sonucuna varmıştır. Komisyon, İsrail'in 1948 Soykırım Sözleşmesi'nde tanımlanan beş eylemden dördünü (öldürme, ciddi zarar verme, yaşam koşullarını kasıtlı olarak yok etme ve soykırımı kışkırtma) gerçekleştirdiğini belirtmiştir. Raporda, Başbakan Netanyahu'nun da soykırıma azmettirenler arasında olduğu ifade edilmiştir.
Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), 21 Kasım 2024'te Netanyahu hakkında savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar işlediği iddialarıyla yakalama kararı çıkarmıştır. Suçlamalar arasında bir savaş yöntemi olarak açlığı kullanma, sivil halka kasıtlı olarak saldırma, cinayet ve zulüm yer almaktadır.
Ayrıca, Gazze'ye uygulanan ve Netanyahu döneminde sıkılaştırılan abluka, gıda, su, ilaç ve enerji gibi temel insani malzemelerin girişini ciddi şekilde kısıtlayarak toplu bir cezalandırma yöntemi olarak eleştirilmektedir. BM raporları, bu ablukanın neden olduğu yetersiz beslenme sonucu en az 89 çocuğun hayatını kaybettiğini belgelemiştir.
Politik Gerekçeler ve Eleştiriler
Netanyahu ve destekçileri, yürütülen askeri operasyonların İsrail'in güvenliğini sağlamak ve Hamas gibi bir "terör örgütünü" yok etmek için gerekli olduğunu savunmaktadır. Hükümet, sivil kayıplardan Hamas'ı sorumlu tutmakta ve örgütün sivil altyapıyı askeri amaçlarla kullandığını iddia etmektedir. Netanyahu, sık sık yaptığı açıklamalarda, "Hamas'ın boynundaki kılıcı hissettiğinde" ancak ateşkese yanaştığını belirterek askeri baskının önemini vurgulamıştır.
Ancak bu politikalar, hem İsrail içinde hem de uluslararası alanda ciddi eleştirilere maruz kalmaktadır. Eleştirmenler, Netanyahu'nun askeri çözümlere aşırı odaklanmasının siyasi ve diplomatik yolları tıkadığını, iki devletli çözümü imkansız hale getirdiğini ve bölgedeki şiddet sarmalını derinleştirdiğini belirtmektedir. Ayrıca, Netanyahu'nun kendi siyasi geleceğini güvence altına almak için savaşı kasıtlı olarak uzattığı yönünde de yaygın bir kanı bulunmaktadır. Nitekim, ateşkes ve esir takası anlaşmalarına yönelik isteksizliği, kendi koalisyonundaki aşırı sağcı ortaklarının baskısı ve ülke içindeki protestolarla sıkça gündeme gelmiştir.
Sonuç olarak, Benjamin Netanyahu'nun Gazze'ye yönelik politikaları, on binlerce sivilin hayatına mal olan, büyük bir insani krize yol açan ve uluslararası hukuk kurumları tarafından en ağır suçlarla itham edilmesine neden olan bir askeri stratejiye dayanmaktadır. "Gazze Kasabı" ifadesi, bu politikaların yarattığı yıkımın ve sivil kayıpların uluslararası vicdandaki yansıması olarak öne çıkmaktadır.
Yorumlar
Yorum Gönder