Kıskançtaki Avrupa: Rusya'nın Saldırganlığı ve Çin'in Yükselişi Arasında AB'nin Strateji Arayışı
- yüzyılın jeopolitik manzarası, üç temel aktörün karmaşık dansıyla şekilleniyor: Kendi içinde birliği arayan bir Avrupa Birliği (AB), revizyonist bir dış politika izleyen Rusya ve küresel bir süper güç olarak yükselişini pekiştiren Çin. 2022'de başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı, bu üçlü dinamiğin merkezine yerleşti ve AB için Soğuk Savaş sonrası dönemin "barış yanılsamasını" sona erdiren acı bir uyanış oldu.
Bu savaş, Brüksel'i sadece kapısındaki acil bir askeri tehditle değil, aynı zamanda bu krizde "tarafsız" bir pozisyon alan en büyük ekonomik ortağı Çin ile olan ilişkilerini de yeniden tanımlamaya zorladı. Avrupa Birliği, bir yanda Rusya'nın konvansiyonel saldırganlığı, diğer yanda Çin'in sistemik rekabeti arasında sıkışmış durumda ve kendi "stratejik özerklik" yolculuğunun en zorlu sınavını veriyor.
1. Savaşın Sarsıntısı: AB'nin Rusya ile İmtihanı
Rusya'nın Ukrayna'yı işgali, Avrupa'nın güvenlik mimarisini temelden sarstı. Yıllardır ucuz Rus enerjisine (özellikle doğal gazına) dayalı bir refah modeli inşa eden AB, bu bağımlılığın ne kadar tehlikeli bir jeopolitik silah olduğunu gördü.
Savaşın ilk etkisi, şaşırtıcı bir birlik ve kararlılık oldu. AB, tarihinin en kapsamlı yaptırım paketlerini hızla devreye soktu, Rusya'nın döviz rezervlerini dondurdu ve Ukrayna'ya ilk kez ölümcül silah yardımını finanse etti. Ancak bu birlik, madalyonun sadece bir yüzüydü. Diğer yüzünde ise AB'nin ciddi zaafları ortaya çıktı:
- NATO'ya Artan Bağımlılık: Kendi askeri kapasitesi sınırlı olan AB, güvenlik için bir kez daha ezici bir şekilde NATO'ya ve dolayısıyla ABD'ye yaslanmak zorunda kaldı. "Stratejik özerklik" söylemi, Washington'un güvenlik şemsiyesi olmadan anlamsızlaştı.
- Savunma Harcamalarında Uyanış: Almanya'nın Zeitenwende (dönüm noktası) politikasıyla savunma bütçesini devasa oranda artırması gibi adımlar, AB üyelerinin askeri yeteneklerini yeniden keşfetme zorunluluğunu gösterdi.
- Enerji Krizi ve Enflasyon: Rus gazından hızla kopuş, AB'yi (başta ABD'den gelen) pahalı LNG'ye yöneltti ve kıta genelinde ciddi bir enflasyonist baskı ve ekonomik yavaşlamaya neden oldu.
Rusya, AB için artık sorunlu bir komşu değil, varoluşsal bir tehdit olarak tanımlanıyor. Bu durum, AB'nin genişleme politikasını da canlandırarak Ukrayna ve Moldova'ya adaylık statüsü verilmesini hızlandırdı.
2. "Sistemik Rakip" Çin: Yeni Politika "Risk Azaltma"
Rusya-Ukrayna Savaşı'ndan önce de AB-Çin ilişkileri gergin bir seyir izliyordu. AB, 2019'da Çin'i resmi olarak "işbirliği ortağı, ekonomik rakip ve sistemik rakip" olarak tanımlayan üçlü bir yaklaşım benimsemişti. Savaş, bu denklemi daha da karmaşık hale getirdi.
AB'nin Çin'e yönelik temel endişeleri şunlardır:
- Devasa Ticaret Açığı: AB'nin Çin ile olan ticaret açığı yıllık 300 milyar Euro'yu aşmış durumda. Brüksel, Pekin'in pazarını Avrupalı şirketlere adil bir şekilde açmadığını savunuyor.
- Devlet Sübvansiyonları: Özellikle elektrikli araçlar gibi stratejik sektörlerde Çin'in uyguladığı yoğun devlet sübvansiyonları, AB pazarında haksız rekabete yol açıyor.
- Kritik Bağımlılıklar: Avrupa'nın yeşil ve dijital dönüşümü için hayati önem taşıyan nadir toprak elementleri ve teknolojik bileşenlerde Çin'e olan bağımlılığı.
Bu endişeler, AB'nin yeni stratejisini doğurdu: "De-risking" (Risk Azaltma). Bu politika, ABD'nin "decoupling" (ekonomik ayrışma) politikasından farklı olarak, Çin ile ekonomik bağları tamamen koparmayı değil, kritik sektörlerdeki stratejik bağımlılıkları azaltmayı hedefliyor. Temmuz 2025'te yapılan gergin AB-Çin Zirvesi de gösterdi ki, Brüksel artık ekonomik çıkarları güvenlik endişelerinden ayrı tutmuyor.
3. Pekin-Moskova Ekseni ve AB'nin İkilemi
Avrupa için en endişe verici senaryo, Rusya'nın askeri gücü ile Çin'in ekonomik ve teknolojik gücünün Batı karşıtı bir blokta birleşmesidir. Savaş, bu iki otokratik gücü birbirine daha da yaklaştırdı.
Çin, savaşta "hesaplı bir tarafsızlık" politikası izliyor. Rusya'yı kınamaktan kaçınırken, savaşın sorumlusu olarak NATO'nun genişlemesini işaret ediyor. Ancak bu "tarafsızlık", pratikte Moskova'ya verilen dolaylı bir destek anlamına geliyor:
- Ekonomik Cankurtaran: Batı yaptırımları nedeniyle zorlanan Rusya, petrol ve doğal gazını indirimli fiyatlarla Çin'e satıyor. Çinli şirketler (özellikle otomotiv gibi sektörlerde) Batılı firmaların Rus pazarından çekilmesiyle oluşan boşluğu hızla dolduruyor.
- Asimetrik Bağımlılık: Bu ilişki, Rusya'yı giderek Çin'in "küçük ortağı" haline getiren asimetrik bir bağımlılık yaratıyor.
- Çift Kullanımlı Ürünler: AB ve ABD, Çinli şirketlerin Rusya'ya sivil amaçlı gibi görünen ancak askeri alanda da kullanılabilen (çift kullanımlı) teknolojiler (örn. drone parçaları, yarı iletkenler) sağlayarak Rusya'nın savaş makinesine dolaylı yoldan yakıt sağladığından derin endişe duyuyor.
Bu durum AB'yi büyük bir ikileme sokuyor: AB, Çin'e savaşı durdurması için Putin üzerindeki etkisini kullanması yönünde baskı yaparken, aynı Çin'in Rusya'ya verdiği ekonomik destekle savaşın uzamasına katkıda bulunduğunu biliyor.
Sonuç: Stratejik Özerkliğe Giden Zorlu Yol
Avrupa Birliği, 2025 itibarıyla kendisini bir "jeopolitik kıskaç" içinde bulmuştur. Doğuda, konvansiyonel bir savaş yürüten ve nükleer tehditler savuran acil bir güvenlik tehdidi (Rusya) bulunmaktadır. Küresel sahnede ise AB'nin ekonomik refahına katkıda bulunan ancak siyasi değerlerine meydan okuyan uzun vadeli sistemik bir rakip (Çin) yer almaktadır.
Rusya-Ukrayna Savaşı, AB'yi bir "ekonomik dev" olmanın ötesinde, gerçek bir "jeopolitik aktör" olmaya zorlamıştır. Ancak bu dönüşüm sancılıdır. AB, kendi savunmasını güçlendirmek, kritik tedarik zincirlerini güvence altına almak (de-risking) ve bunu yaparken de transatlantik müttefiki ABD ile Çin politikasında tam olarak örtüşmeyen çıkarlarını dengelemek zorundadır.
Önümüzdeki yıllar, Avrupa Birliği'nin bu karmaşık üçgende kendi bağımsız yolunu çizip çizemeyeceğini ve "stratejik özerklik" idealinin bir retorikten ibaret mi, yoksa somut bir gerçekliğe mi dönüşeceğini gösterecektir.
Yorumlar
Yorum Gönder