Kudüs'ün Son Nöbetçisi: Iğdırlı Onbaşı Hasan
Tarih, sadakat ve görev bilincinin insanüstü örnekleriyle doludur. Ancak bazı hikayeler vardır ki, üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin, bir milletin vicdanında yankılanmaya devam eder. Iğdırlı Onbaşı Hasan'ın hikayesi, tam da böyle bir adanmışlık destanıdır; bir emre, bir vatana ve kutsal bir mekana adanmış 65 yıllık bir nöbetin öyküsüdür.
Bir Veda ve Bir Emanet: 9 Aralık 1917
Takvimler 1917 yılının sonlarını göstermektedir. Birinci Dünya Savaşı'nın acımasız rüzgarları, Osmanlı İmparatorluğu'nu dört bir yandan sarmıştır. 401 yıl boyunca barış ve adaletle hüküm sürülen, "Sultan Selim Han yadigârı" Kudüs, düşmek üzeredir. İngiliz ordusu, şehrin kapılarına dayanmıştır.
Osmanlı ordusu, daha fazla yıkıma sebebiyet vermemek ve kutsal şehri bir savaş alanına çevirmemek için çekilme kararı alır. Ancak bir endişe vardır: Ordu çekildikten sonra İngiliz askerleri şehre girene kadar geçecek sürede, Peygamberler şehri ve Mescid-i Aksa yağmalanabilir mi?
Bu kritik anda, 20. Kolordu'ya bağlı 11. Makineli Tüfek Bölüğü'ne tarihi bir görev verilir. Bölüğün komutanı Yüzbaşı Mustafa Efendi, askerlerini toplar ve onlara şöyle der:
"Aslanlarım, devletimiz müşkül vaziyettedir. Şanlı ordumuzu terhis ediyorlar. Kudüs, bize Sultan Selim Han'ın yadigârıdır. Fahri Kâinat Efendimiz'in ilk kıblesini gâvura teslim etmek bize ar gelir. Halk, 'Osmanlı bizi bıraktı, gitti!' demesin. Burayı yağmalanmaktan korumak için ardımızda bir nöbetçi birliği bırakacağız. İsteyen memleketine dönebilir, ancak kalanlar bilmelidir ki, bu son nöbet olabilir."
Gönüllüler arasında, Iğdır'ın bir köyünden gelen Onbaşı Hasan da vardır. O ve bir avuç silah arkadaşı, geride kalmayı, Kudüs'ün ve Mescid-i Aksa'nın namusunu korumayı seçer. Ordu çekilir, şehir düşer; ancak Mescid-i Aksa'nın avlusunda bir Osmanlı birliği nöbete devam eder.
Yıllara Yayılan Sessiz Nöbet
Yıllar yılları kovalar. Savaş biter, imparatorluk dağılır, dünya değişir. Ancak Kudüs'teki nöbet değişmez. Onbaşı Hasan'ın silah arkadaşları, birer birer vefat eder. Kimi hastalıktan, kimi yaşlılıktan bu fani dünyadan göçer. Geriye bir tek Onbaşı Hasan kalır.
Üzerindeki yamalı asker üniformasıyla, elinde tüfeğiyle, Mescid-i Aksa'nın avlusunda, "12 Bin Şamdanlı Avlu" denilen o mukaddes mekanda dimdik bekler. Ne bir maaş alır, ne bir terfi. Tek dayanağı, komutanının verdiği "Nöbeti terk etme!" emri ve yüreğindeki sarsılmaz imandır.
Etraftaki Filistinli Müslümanlar, bu sessiz, vakur askeri tanır, ona "Mescid-i Aksa'nın son bekçisi" derler. Ona yiyecek getirir, hürmet ederler. O ise kimseyle pek konuşmaz, sadece nöbetini tutar.
Bir Gazetecinin Gözünden Tarihe Düşen Not: 1972
1972 yılında, gazeteci-yazar merhum İlhan Bardakçı, İsrail'e bir gezi düzenler. Mescid-i Aksa'yı ziyaret ettiği sırada, avluda duran, iki metreye yakın boyuyla dev gibi görünen, ancak üzerinde lime lime olmuş bir asker üniforması taşıyan yaşlı bir adam dikkatini çeker. Rehberine bu adamın kim olduğunu sorduğunda, "Bilmem, yıllardır burada duran bir meczup (deli) herhalde," cevabını alır.
İlhan Bardakçı bu cevaba tatmin olmaz. Yaşlı adamın yanına yaklaşır ve o tarihi selamı verir:
"Selamünaleyküm baba."
Yaşlı adam, gür bir sesle ve yıllardır hasret kaldığı bir lisanla cevap verir:
"Aleykümselam oğul."
Bardakçı şaşırır ve sorar: "Sen Türk müsün?"
"Ben, 20. Kolordu, 11. Makineli Tüfek Bölüğü'nden Onbaşı Hasan. Iğdırlıyım. Komutanım Yüzbaşı Mustafa Efendi, Kudüs'ü kaybettiğimiz gün bizi burada, Mescid-i Aksa'yı koruyalım, yağmalanmasın diye nöbetçi bıraktı."
İlhan Bardakçı donakalır. Karşısında duran, 1917'den beri, yani tam 55 yıldır komutanının emrini bekleyen canlı bir tarihtir. Onbaşı Hasan, yıllardır içinde biriktirdiği emaneti teslim etme vaktinin geldiğini anlar. Gözyaşları içinde Bardakçı'ya sarılır ve o yürek yakan ricasını dile getirir:
"Oğul, sana bir emanetim var. Nice yıldır saklarım. Memlekete vardığında, Anadolu'ya, Tokat sancağına yolun düşerse, komutanım Yüzbaşı Mustafa Efendi'yi bul. Ellerinden benim için öp ve de ki: 'Komutanım, Kudüs'ü bekleyen 11. Makineli Tüfek Bölüğü'nden Iğdırlı Onbaşı Hasan, bıraktığın yerde nöbetinin başındadır. Nöbetini terk etmedi. Tekmili tamamdır, hayır dualarınızı beklemektedir' de."
İlhan Bardakçı, bu ağır emaneti alır. Türkiye'ye döndüğünde hemen Tokat'a gider, Yüzbaşı Mustafa'yı arar. Ancak acı haberi alır; Yüzbaşı Mustafa Efendi, yıllar önce vefat etmiştir.
Nöbetin Sonu: 1982
Onbaşı Hasan, komutanından "dön" emrini hiçbir zaman alamaz. O da nöbetini asla bırakmaz. 1982 yılında, 90'lı yaşlarının sonunda, nöbetinin 65. yılında, Mescid-i Aksa'nın avlusunda ruhunu teslim eder.
İlhan Bardakçı'ya o gün bir telgraf gelir. Telgrafta sadece bir cümle yazılıdır:
"Mescid-i Aksa'yı bekleyen son Osmanlı askeri bugün öldü."
Iğdırlı Onbaşı Hasan, Kudüs'te, Zeytindağı Mezarlığı'na defnedilir. O, bir imparatorluğun çöküşüne, yeni bir dünyanın kuruluşuna ve bir şehrin bitmeyen çilesine tek başına tanıklık etmiştir. Onun hikayesi, bir askerin emre itaatinin ötesinde, bir milletin kutsallarına olan sarsılmaz bağlılığının, vefanın ve sadakatin ölümsüz bir sembolüdür.
Yorumlar
Yorum Gönder