Afganistan-Pakistan: Tarihe Yayılan İlan Edilmemiş Savaş

Afganistan ve Pakistan arasında resmi olarak ilan edilmiş bir savaş hiçbir zaman yaşanmamış olsa da, iki ülkenin 1947'de Pakistan'ın kuruluşundan bu yana süregelen ilişkisi, vekalet savaşları, sınır çatışmaları ve derin bir güvensizlikle dolu, on yıllara yayılan ilan edilmemiş bir savaş olarak tanımlanabilir. Bu gerilimin kökenleri, sömürge dönemine dayanan sınır anlaşmazlıklarından günümüzün karmaşık terörle mücadele dinamiklerine kadar uzanmaktadır.

​Çatışmanın Kökeni: Durand Hattı

​Bugünkü çatışmanın temel taşı, 1893 yılında İngiliz Hindistanı ile o zamanki Afgan Emiri Abdurrahman Han arasında imzalanan Durand Hattı'dır. Yaklaşık 2.670 kilometrelik bu sınır, Peştun ve Beluç topluluklarını ikiye bölmüştür. Afganistan, Pakistan'ın 1947'de bağımsızlığını kazanmasından bu yana bu hattı hiçbir zaman resmi bir uluslararası sınır olarak tanımadı. Bu durum, "Peştunistan" (Peştunların anavatanı) fikrini ve sınırın her iki tarafındaki etnik bağları gündemde tutarak, sürekli bir gerilim kaynağı olmuştur. Kabil yönetimleri, bu hattın İngilizlerin bir dayatması olduğunu ve geçerliliğini yitirdiğini savunurken, İslamabad hattın uluslararası hukuka uygun ve meşru bir sınır olduğunu belirtmektedir.

​Sovyet İşgali ve Vekalet Savaşının Yükselişi

​İki ülke arasındaki dolaylı savaşın en belirgin dönemi, Sovyetler Birliği'nin 1979'da Afganistan'ı işgaliyle başladı. Pakistan, ABD ve Suudi Arabistan'ın desteğiyle Sovyet güçlerine ve Kabil'deki komünist hükümete karşı savaşan Afgan mücahit gruplarının ana üssü ve destekçisi haline geldi. Pakistan'ın istihbarat servisi ISI (Inter-Services Intelligence), mücahit gruplarını organize etme, eğitme ve silahlandırmada kilit bir rol oynadı. Bu politika, Pakistan'a bir yandan Sovyet tehdidini sınırlarından uzak tutma imkanı tanırken, diğer yandan Afganistan'da kendine müttefik bir yönetim kurarak Hindistan'a karşı "stratejik derinlik" kazanma fırsatı sundu. Ancak bu müdahale, bölgeyi istikrarsızlaştıran ve radikal grupların kök salmasına neden olan uzun vadeli sonuçlar doğurdu.

​Taliban'ın Doğuşu ve Pakistan'ın Çifte Oyunu

​Sovyetlerin çekilmesinin ardından Afganistan'da başlayan iç savaş, 1990'ların ortasında Taliban'ın yükselişine zemin hazırladı. Pakistan, büyük ölçüde Peştunlardan oluşan bu hareketi, Afganistan'da düzeni sağlayacak ve kendi çıkarlarını koruyacak bir güç olarak gördü ve onlara askeri, mali ve lojistik destek sağladı. 1996'da Taliban'ın Kabil'i ele geçirmesiyle Pakistan, bu rejimi tanıyan üç ülkeden biri oldu.

​11 Eylül 2001 saldırılarından sonra Pakistan, ABD'nin "Teröre Karşı Savaş"ında önemli bir müttefik konumuna geçti. Ancak bir yandan ABD ile işbirliği yaparken, diğer yandan Afgan Talibanı liderlerine ve savaşçılarına topraklarında barınma imkanı sağlamakla suçlandı. Bu "çifte oyun" politikası, İslamabad'ın hem Afganistan üzerinde nüfuzunu koruma hem de bölgedeki militan grupları kendi stratejik hedefleri için bir araç olarak kullanma çabasının bir yansımasıydı.

​Günümüzdeki Gerilim: TTP Sorunu ve Sınır Çatışmaları

​Taliban'ın Ağustos 2021'de Afganistan'da yeniden yönetimi ele geçirmesi, Pakistan için başlangıçta bir zafer gibi görünse de kısa sürede karmaşık bir güvenlik sorununa dönüştü. Afgan Talibanı'nın ideolojik müttefiki olan Tehrik-i-Taliban Pakistan (TTP), yani Pakistan Talibanı, Afganistan topraklarını güvenli bir sığınak olarak kullanarak Pakistan içindeki saldırılarını önemli ölçüde artırdı.

​Bu durum, iki ülke arasında ciddi bir kopuşa yol açtı. İslamabad, Kabil yönetimini TTP'ye barınak sağlamakla ve saldırıları engellememekle suçlarken, Taliban yönetimi bu iddiaları reddetmektedir. Son yıllarda, özellikle Ekim 2025'te, bu gerilim tehlikeli bir şekilde tırmandı. Pakistan'ın, TTP hedeflerini vurduğu iddia edilen ve Afganistan toprakları içinde gerçekleştirdiği hava saldırıları, Taliban güçlerinin misilleme olarak sınır karakollarına saldırmasıyla karşılık buldu. Taraflar arasında ağır kayıpların yaşandığı şiddetli sınır çatışmaları, iki ülke arasındaki ilan edilmemiş savaşın yeni ve daha tehlikeli bir evreye girdiğini göstermektedir.

​Sonuç olarak, Afganistan ve Pakistan arasındaki ilişki, doğrudan bir savaştan ziyade, tarihsel anlaşmazlıklar, etnik bağlar, stratejik hesaplar ve vekalet grupları üzerinden yürütülen karmaşık ve uzun soluklu bir çatışma dinamiğidir. Durand Hattı'nın çözümsüz statüsü ve sınır ötesi militan grupların varlığı, bu iki komşu ülkenin kaderini birbirine bağlarken, bölgedeki istikrarsızlığın da ana kaynağı olmaya devam etmektedir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tarih ve Siyaset İlişkisi

Doğu Akdeniz Bağlamında KKTC-GKRY İlişkileri: Çatışma Alanından Potansiyel İş Birliğine ​

Doğu Akdeniz Bağlamında Türkiye Yunanistan İlişkileri