Karadeniz'in Kilidi: Rusya-Ukrayna Savaşında Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin Stratejik Rolü
Giriş
24 Şubat 2022'de Rusya'nın Ukrayna'yı işgaliyle başlayan savaş, Avrupa'nın güvenlik mimarisini temelden sarsarken, uluslararası hukukun ve eski diplomatik anlaşmaların geçerliliğini de zorlu bir teste tabi tuttu. Bu testten başarıyla geçen ve çatışmanın seyrini doğrudan etkileyen en önemli belgelerden biri, 1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi oldu. İmzalandığında yaklaşan bir dünya savaşının gölgesinde Türkiye'ye Boğazlar üzerinde tam egemenlik veren bu metin, 86 yıl sonra Karadeniz'deki savaşın deniz boyutunu şekillendiren, tırmanmayı önleyen ve Türkiye'yi kilit bir jeopolitik aktör konumuna getiren vazgeçilmez bir araç olduğunu kanıtladı.
Savaşın Başlaması ve Türkiye'nin Montrö Kararı
Savaşın ilk günlerinde dünya kamuoyunun gözü, Türkiye'nin Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ni nasıl yorumlayacağına çevrildi. Sözleşme, barış zamanında savaş gemilerinin geçişine belirli kurallar (tonaj, sayı, bildirim süresi vb.) getirirken, savaş zamanı için Türkiye'ye kritik yetkiler tanımaktadır. Sözleşme'nin 19. maddesi, Türkiye'nin savaşan taraf olmadığı bir savaş durumunda, savaşan devletlerin savaş gemilerinin Boğazlardan geçişini yasaklama hakkını verir.
Türkiye, başlangıçta durumu "askeri operasyon" olarak nitelese de, çatışmanın boyutlarını ve uluslararası hukuktaki karşılığını dikkatle değerlendirdikten sonra 28 Şubat 2022'de yaşananları resmen "savaş hali" olarak tanıdığını ilan etti. Bu diplomatik tanıma, 19. maddenin devreye sokulmasının hukuki zeminini oluşturdu. Ankara, bu kararla birlikte, Boğazları (ana üslerine dönen gemiler hariç) tüm devletlerin savaş gemilerine kapattığını duyurdu. Bu, savaşın en kritik anlarında alınmış, hem cesur hem de son derece stratejik bir karardı.
Kararın Savaş Üzerindeki Somut Etkileri
Türkiye'nin Montrö'yü titizlikle uygulaması, savaşın deniz cephesinde dengeleri doğrudan etkiledi:
- Rus Karadeniz Filosu'nun Takviye Edilememesi: Rusya'nın Akdeniz, Baltık veya Pasifik'te bulunan donanma unsurları, savaş boyunca Karadeniz'e geçiş yapamadı. Bu durum, Rusya'nın Karadeniz'deki deniz gücünü mevcut gemileriyle sınırlı tuttu. Özellikle amiral gemisi Moskva'nın batırılması gibi ağır kayıpların ardından Rusya'nın bu kayıpları başka filolardan gemi getirerek telafi etme imkânı ortadan kalktı. Bu, Ukrayna'nın kıyı savunması ve deniz operasyonları için stratejik bir avantaj yarattı.
- NATO'nun Çatışmanın Dışında Kalması: Montrö'nün uygulanması yalnızca Rusya'yı değil, aynı zamanda NATO ülkelerini de bağladı. ABD, İngiltere, Fransa gibi Karadeniz'e kıyısı olmayan büyük deniz güçleri, Ukrayna'ya destek olmak amacıyla dahi olsa, savaş gemilerini Karadeniz'e gönderemedi. Bu durum, Rus donanması ile NATO donanması arasında yaşanabilecek olası bir sıcak temas riskini ortadan kaldırdı. Böylece Montrö, savaşın Karadeniz üzerinden daha geniş bir bölgesel veya küresel çatışmaya evrilmesini önleyen bir sigorta işlevi gördü.
Türkiye'nin Denge Politikası ve Montrö'nün Rolü
Montrö'yü uygulama kararı, Türkiye'nin savaş boyunca izlediği "dengeli" dış politikanın temel direği oldu. Türkiye, bir yandan NATO üyesi olarak Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü savundu, askeri ve insani yardımlarda bulundu (Bayraktar TB2 SİHA'ları gibi), diğer yandan ise Rusya ile enerji, ticaret ve diplomasi kanallarını açık tuttu.
Montrö'nün tarafsız ve hukuki bir metne dayanarak uygulanması, Türkiye'nin bu denge politikasını meşrulaştırdı. Ankara, keyfi bir karar almak yerine, uluslararası bir sözleşmenin gereğini yerine getirdiğini tüm taraflara ilan etti. Bu durum, Türkiye'yi hem Batı nezdinde güvenliği sağlayan sorumlu bir müttefik hem de Rusya nezdinde diyalog kurulabilen ve kurallara uyan bir aktör konumunda tuttu. Tahıl Koridoru Anlaşması gibi diplomatik başarılarda Türkiye'nin oynadığı arabulucu rolü, Montrö'nün sağladığı bu özel konumdan beslenmiştir.
Sonuç
Rusya-Ukrayna Savaşı, Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin sadece tarihsel bir belge olmadığını, aynı zamanda 21. yüzyılın en karmaşık krizlerinde dahi işlevselliğini koruyan, yaşayan ve dinamik bir hukuki metin olduğunu gözler önüne sermiştir. Savaşın en tehlikeli anlarında denizlerdeki gerilimi düşüren, Rusya'nın stratejik hesaplarını bozan ve NATO'yu doğrudan bir çatışmadan alıkoyan bu Sözleşme, Atatürk ve arkadaşlarının diplomatik dehasının ve öngörüsünün bir kanıtı niteliğindedir. Türkiye, Montrö'yü titizlikle uygulayarak hem ulusal egemenliğini ve güvenliğini korumuş hem de bölgesel istikrar adına paha biçilmez bir rol oynamıştır. Bu savaş, Montrö'nün Karadeniz'in ve dolayısıyla Türkiye'nin vazgeçilmez güvenlik kilidi olduğunu bir kez daha teyit etmiştir.
Yorumlar
Yorum Gönder