Bir Vetonun Gölgesinde İttifaka Dönüş: Yunanistan'ın NATO Askeri Kanadına Geri Girişi
Soğuk Savaş'ın en gerilimli dönemlerinde, NATO'nun güneydoğu kanadı, iki müttefik ülke olan Türkiye ve Yunanistan arasındaki derin bir anlaşmazlıkla sarsıldı. Yunanistan'ın 1974'te ittifakın askeri yapısından çekilmesi ve altı yıl sonra, 20 Ekim 1980'de geri dönmesi, Ege Denizi'ndeki jeopolitik dengeleri kalıcı olarak değiştiren ve Türk-Yunan ilişkilerinde yeni bir sayfa açan kritik bir dönüm noktasıdır.
Kıbrıs Krizi ve Ayrılık Kararı (1974)
1974 yılı, Kıbrıs adası için bir dönüm noktası oldu. Ada'da Enosis (Kıbrıs'ın Yunanistan'a ilhakı) hedefiyle bir darbe düzenlenmesi ve Türk toplumuna yönelik tehditlerin artması üzerine Türkiye, Garanti Anlaşması'ndan doğan haklarını kullanarak 20 Temmuz 1974'te Kıbrıs Barış Harekâtı'nı başlattı.
Bu askeri müdahaleye sert tepki gösteren Yunanistan, NATO'nun ve özellikle ABD'nin, müttefiki Türkiye'yi durdurmak için yeterli çabayı göstermediğini savundu. İttifakın "aciz" kaldığını ve çıkarlarını korumadığını ilan eden Atina yönetimi, 14 Ağustos 1974'te NATO'nun askeri kanadından çekildiğini duyurdu. Bu karar, Yunanistan'ın ittifakın siyasi kanadında kalmaya devam edeceği, ancak entegre askeri komuta yapısından ve savunma planlamalarından çıkacağı anlamına geliyordu.
Veto Yılları ve "Rogers Planı"na Giden Süreç (1974-1980)
Yunanistan'ın ayrılık kararı, NATO'nun güneydoğu kanadında stratejik bir boşluk yarattı. Atina, askeri yapıdan ayrılmanın getirdiği izolasyonun farkına vararak 1976 gibi erken bir tarihte ittifaka dönme niyetini belli etti. Ancak bu dönüş, NATO'nun oybirliği ilkesi nedeniyle Türkiye'nin onayına bağlıydı.
1974 ile 1980 arasında, Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel liderliğindeki sivil Türk hükümetleri, Yunanistan'ın dönüşünü veto etti. Ankara'nın temel şartı, Yunanistan'ın geri dönmeden önce Ege Denizi'ndeki komuta-kontrol sahaları ve hava sahası yönetimi (FIR hattı) gibi konularda Türkiye'nin endişelerini giderecek adımlar atmasıydı. Türkiye, Yunanistan'ın bu konuları çözmeden ittifaka dönerek NATO platformunu Türkiye aleyhine "maksimalist" talepleri için kullanmasından endişe ediyordu.
Bu altı yıllık kilitlenme, ittifak içinde, özellikle de ABD nezdinde ciddi bir rahatsızlık kaynağıydı. Sovyetler Birliği'nin Afganistan'ı işgal ettiği bir dönemde, NATO'nun güney kanadındaki bu çatlak, Batı bloğu için bir zafiyet olarak görülüyordu.
Dönüm Noktası: 12 Eylül 1980 Darbesi
Kilitlenen süreci açan ve dengeleri değiştiren olay, 12 Eylül 1980'de Türkiye'de gerçekleşen askeri darbe oldu. Kenan Evren liderliğindeki askeri yönetim, sivil hükümetlerin aksine, Yunanistan'ın dönüşü konusunda daha esnek bir tutum benimsedi.
ABD yönetimi ve NATO karargâhı, Türkiye'deki yeni yönetim üzerinde yoğun bir baskı kurdu. Bu süreçte, NATO Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Komutanı (SACEUR) General Bernard Rogers tarafından hazırlanan ve "Rogers Planı" olarak bilinen bir formül devreye sokuldu.
Plan, Ege'deki komuta-kontrol meselelerini doğrudan çözmek yerine, bu sorunların "ilişkilerin geneli içinde" ele alınmasını öngörüyor ve Yunanistan'ın askeri kanada ön koşulsuz dönüşünü sağlıyordu. Planın, Yunanistan'ın Larisa'da yeni bir karargâh kurmasını içerdiği, ancak Ege'deki tartışmalı komuta sahalarına dair Türkiye'nin temel taleplerini karşılamadığı belirtilmektedir.
ABD Başkanı Jimmy Carter'ın Kenan Evren'e gönderdiği mektuplar ve yoğun diplomatik baskılar sonuç verdi. Türk askeri yönetimi, sivil hükümetlerin yıllardır sürdürdüğü "önce çözüm, sonra dönüş" politikasını terk ederek 19 Ekim 1980'de Türk vetosunu kaldırdı.
Geri Dönüş ve Sonuçları (20 Ekim 1980)
Türkiye'nin vetosunu kaldırmasının hemen ardından, 20 Ekim 1980'de Yunanistan, NATO'nun askeri kanadına resmen geri döndü.
Bu gelişme, Yunanistan'da büyük bir diplomatik zafer olarak kutlandı. Atina, Ege'deki statüko konusunda Türkiye'ye herhangi bir taviz vermeden ittifakın askeri güvencesine yeniden kavuşmuş oldu. Rogers Planı'nda Türkiye'ye verildiği iddia edilen bazı sözlü güvencelerin (Larisa karargâhının statüsü gibi) daha sonra Yunanistan'daki yeni PASOK hükümeti tarafından uygulanmadığı ve Türkiye'nin hayal kırıklığına uğradığı sıkça dile getirilen bir konudur.
Yunanistan'ın dönüşü, Türk-Yunan ilişkileri ve Ege'deki askeri denge üzerinde kalıcı etkiler bıraktı:
- Stratejik Üstünlük: Yunanistan, NATO'nun entegre yapısına dönerek ittifak içi mekanizmaları ve fonları Ege'deki savunma pozisyonunu güçlendirmek için kullanma avantajı elde etti.
- AB Faktörü: Yunanistan, bu olaydan sadece birkaç ay sonra, 1 Ocak 1981'de Avrupa Ekonomik Topluluğu'na (şimdiki AB) tam üye oldu. Bu iki üyelik (NATO askeri kanadı ve AET), Yunanistan'a uluslararası platformlarda Türkiye'ye karşı güçlü bir diplomatik kaldıraç sağladı.
- Ege Sorunlarının Sürekliliği: Türkiye'nin "veto" kozunu kaybetmesiyle, Ege'deki komuta-kontrol ve hava sahası sorunları çözümsüz kaldı ve ilerleyen yıllarda iki ülke arasında sürekli bir gerilim kaynağı olmaya devam etti.
Sonuç olarak, Yunanistan'ın NATO'nun askeri kanadına dönüşü, Soğuk Savaş dinamiklerinin, ulusal çıkarların ve iç siyasi gelişmelerin (Türkiye'deki darbe) karmaşık bir etkileşiminin ürünüydü. Bu karar, NATO'nun güneydoğu kanadındaki "çatlağı" görünüşte onarırken, Ege'de Türkiye ile Yunanistan arasındaki stratejik rekabetin ve çözümsüzlüğün de temelini atmıştır.
Yorumlar
Yorum Gönder