Kayıtlar

Dünyanın Merkezi: Batı Asya

Tarihin şafağından bu yana medeniyetlerin beşiği, imparatorlukların kesişim noktası ve dinlerin doğum yeri olan Batı Asya, coğrafi konumu ve kültürel mirasıyla "dünyanın merkezi" unvanını hak eden yegâne bölgedir. Üç kıtanın, Asya, Avrupa ve Afrika'nın birleştiği bu stratejik coğrafya, binlerce yıldır insanlık tarihinin seyrini şekillendiren olaylara sahne olmuş, siyasi, ekonomik ve kültürel akışların kalbinde yer almıştır. ​Medeniyetlerin Doğduğu Topraklar ​İnsanlık tarihinin en temel atılımları bu topraklarda gerçekleşmiştir. Yazının icadı, ilk şehir devletlerinin kuruluşu, kanunların sistemleştirilmesi ve tarım devrimi gibi insanlığı dönüştüren gelişmelerin kökeni Mezopotamya'ya, yani günümüz Batı Asya'sına dayanmaktadır. Sümerler, Akadlar, Babiller ve Asurlular gibi büyük medeniyetler Fırat ve Dicle nehirleri arasında kurdukları düzenle sadece kendi çağlarını değil, kendilerinden sonra gelen tüm uygarlıkları derinden etkilemiştir. Bilim, astronomi, matematik...

Stratejik Bir Kardeşlik: Emperyalizm ve Siyonizm Ortaklığı

Modern Ortadoğu'nun siyasi haritasını ve kronikleşmiş sorunlarını anlamak, 19. ve 20. yüzyılda filizlenen iki temel ideolojinin kesişimini, yani Emperyalizm ve Siyonizm'in stratejik ortaklığını kavramaktan geçer. Bu ilişki, tesadüfi bir ittifaktan çok daha fazlası olup, karşılıklı çıkarlara dayanan, birbirini besleyen ve doğuran, adeta "stratejik bir kardeşlik" olarak tanımlanabilecek derin bir bağdır. Siyonizm, hedeflerine ulaşmak için emperyal bir gücün himayesine ve lojistiğine muhtaçken; Emperyalizm, Ortadoğu gibi hayati bir coğrafyada kendi çıkarlarını kalıcı kılacak sadık bir yerel müttefike ihtiyaç duymuştur. ​I. Ortak Zemin: Kolonyal Mantık ve "Medenileştirme" Misyonu ​Emperyalizm, Sanayi Devrimi sonrası Avrupa'da yükselen, hammadde ve pazar arayışını temel alan, ancak kendini "geri kalmış toplumları medenileştirme" misyonuyla meşrulaştıran bir yayılmacılık projesiydi. "Beyaz adamın yükü" (White Man's Burden) söylemi, sö...

Siyonizm ve İsrail: Bir İdeolojiden Devlete Uzanan Tarihsel Süreç

Modern Ortadoğu'nun en belirleyici siyasi ve tarihsel dinamiklerinden biri olan Siyonizm, bir ideoloji olarak ortaya çıkışından İsrail Devleti'nin kuruluşuna ve günümüzdeki politikalarına yön veren temel bir unsur olarak karmaşık bir süreci ifade eder. Siyonizm, en temel tanımıyla, tarihi İsrail Toprakları olarak kabul edilen Filistin'de bir Yahudi devleti kurmayı ve bu devleti desteklemeyi amaçlayan milliyetçi bir fikir hareketidir. Bu ideolojinin kökenleri, modern İsrail'in kuruluşu ve politikalarıyla olan ilişkisi, bölgedeki çatışmaların anlaşılması için kritik bir öneme sahiptir. ​Siyonizm'in Kökenleri: Dini Hasret ve Modern Milliyetçilik ​Siyonizm'in hem dini hem de siyasi kökleri bulunmaktadır. Dini kökenleri, Yahudilerin binlerce yıldır süregelen ve Kudüs'teki Siyon Dağı'na atıfla anılan "Siyon"a dönüş hasretine dayanır. Yahudi inancındaki "Arz-ı Mev'ûd" (Vadedilmiş Topraklar) doktrini, bu topraklara olan ruhani ve tarihs...

Netanyahu: Bir Soykırımcının Anatomisi

​Uluslararası siyaset sahnesinde az sayıda lider, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu kadar kutuplaşmaya ve tartışmaya neden olmuştur. Özellikle Gazze'deki son askeri operasyonlar, Netanyahu'nun liderliğini küresel bir mercek altına almış ve ona karşı en ağır suçlamalardan birinin yöneltilmesine zemin hazırlamıştır: soykırım. Bu makale, Netanyahu'ya yöneltilen bu suçlamaların anatomisini, hukuki ve siyasi dayanaklarını ve ona karşı sunulan savunmaları incelemektedir. ​Suçlamanın Temeli: Gazze'deki Eylemler ​Soykırım suçlamasının merkezinde, İsrail Savunma Kuvvetleri'nin (IDF) Gazze Şeridi'ndeki eylemleri yer almaktadır. Suçlamaları dile getirenler, özellikle Güney Afrika'nın Uluslararası Adalet Divanı'na (UAD) taşıdığı davada, aşağıdaki unsurlara dikkat çekmektedir: ​ Yüksek Sivil Kaybı: On binlerce sivilin, özellikle kadın ve çocukların hayatını kaybetmesi, askeri operasyonların orantısız ve ayrım gözetmeyen bir nitelik taşıdığı iddiasını güçlendir...

Varsayımsal Bir Saldırının Anatomisi: İsrail'in Doha'yı Hedef Almasının Bölgesel ve Küresel Sonuçları

Giriş ​Bu makale, tamamen varsayımsal bir senaryo üzerine kurulmuştur: İsrail'in, Katar'ın başkenti Doha'ya askeri bir saldırı düzenlemesi. Günümüz jeopolitiğinde oldukça radikal ve uzak bir ihtimal gibi görünse de, böyle bir senaryoyu analiz etmek, Batı Asya'daki mevcut gerilimlerin ne denli kırılgan bir denge üzerinde durduğunu ve olası bir tırmanmanın ne tür zincirleme reaksiyonlara yol açabileceğini anlamak açısından kritik bir düşünce egzersizidir. Katar'ın Hamas gibi aktörlere ev sahipliği yapması ve İsrail ile arasındaki derin siyasi anlaşmazlıklar, bu varsayımın temelini oluşturmaktadır. Bu analiz, böyle bir saldırının kısa, orta ve uzun vadedeki potansiyel sonuçlarını hem bölgesel hem de küresel ölçekte ele alacaktır. ​ Kısa Vadeli Sonuçlar (İlk Günler ve Haftalar) ​ 1. Küresel Ekonomik Şok ve Enerji Krizi: Saldırının ilk ve en sarsıcı etkisi küresel enerji piyasalarında hissedilecektir. Dünyanın en büyük sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihracatçılarında...

Filistin ve Doğu Türkistan: İslam Dünyası'nın İki Kanayan Yarası

İslam coğrafyasının kalbinde, biri göz önünde ve diğeri derin bir sessizliğe mahkûm edilmiş iki büyük trajedi yaşanmaktadır: Filistin ve Doğu Türkistan. Farklı coğrafyalarda, farklı failler tarafından ve farklı yöntemlerle yürütülen bu iki zulüm, İslam dünyasının kolektif vicdanında onarılması güç yaralar açmaktadır. Biri, on yıllardır süren bir işgal ve abluka ile gündemden düşmezken; diğeri, modern teknolojinin en acımasız araçlarıyla yürütülen sistematik bir kültürel soykırımla boğuşmaktadır. Bu iki dava, bir bütün olarak ümmetin adalet, dayanışma ve onur sınavıdır. ​ Göz Önündeki Yara: Filistin ​Filistin davası, İslam aleminin hafızasında en canlı ve en politikleşmiş yaradır. Merkezin-de, Müslümanların ilk kıblesi Mescid-i Aksa'yı barındıran mübarek şehir Kudüs vardır. Bu kutsal bağ, Filistin meselesini her Müslüman için kişisel bir dava haline getirir. 1948'deki "Nekbe" (Büyük Felaket) ile başlayan toprak kaybı, sürgünler ve mültecilik sorunu, 1967 işgaliyle de...

Hindistan-Pakistan Anlaşmazlığının Merkezindeki Yara: Cammu Keşmir

​ 70 yılı aşkın bir süredir Hindistan ve Pakistan arasında bitmeyen bir gerilimin, üç savaşın ve sayısız çatışmanın merkezinde yer alan Cammu Keşmir, dünyanın en karmaşık ve uzun soluklu jeopolitik sorunlarından biri olmaya devam ediyor. Himalaya Dağları'nın eteklerinde, doğal güzellikleriyle adeta bir yeryüzü cenneti olan bu bölge, iki nükleer güç arasındaki mücadelenin ve Keşmir halkının kendi kaderini tayin etme arzusunun gölgesinde kalmıştır. ​Sorunun kökenleri, Britanya Hindistanı'nın 1947'de Hindistan ve Pakistan olarak ikiye ayrılmasına dayanmaktadır. O dönemde, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ancak Hindu bir Mihrace (prens) tarafından yönetilen Cammu ve Keşmir Prensliği, iki yeni ülkeden birine katılma ya da bağımsız kalma seçeneğiyle karşı karşıya kaldı. Mihrace Hari Singh'in bağımsızlık arayışı, Pakistan'dan gelen silahlı kabile gruplarının bölgeye girmesiyle sekteye uğradı. Singh, Hindistan'dan askeri yardım istedi ve karşılığında bölgenin Hindista...