Sınırda Bir El Sıkışma: İsrail-Ürdün Barış Antlaşması'nın Tarihi Önemi (1994)
26 Ekim 1994... Orta Doğu'nun çalkantılı tarihinde, umut ve realizmin çarpıştığı bir gün. Ürdün Başbakanı Abdusselam el-Mecali ve İsrail Başbakanı İzak Rabin, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Bill Clinton'ın himayesinde, iki ülkenin güney sınırında, Arava Vadisi'nde bir araya geldi. İmza altına alınan İsrail-Ürdün Barış Antlaşması ya da bilinen adıyla Vadi Arabe Antlaşması, 46 yıllık resmi savaş durumunu sona erdiren tarihi bir adımdı.
Bu antlaşma, Mısır'dan (1979 Camp David) sonra İsrail ile ilişkilerini normalleştiren ikinci Arap ülkesi olma unvanını Ürdün'e kazandırdı.
Barışın Temelleri ve Ana Maddeler
Antlaşma, sadece savaş durumunu bitirmekle kalmadı, aynı zamanda iki ülke arasındaki ilişkilerin geleceğini şekillendiren kritik konuları da ele aldı:
- Sınırların Belirlenmesi: İki ülke arasındaki uluslararası sınırların kesin olarak çizilmesi ve arazilerin iadesi kararlaştırıldı. Bu çerçevede, İsrail'in 1950'den beri kontrol ettiği El-Bakura ve El-Gamr gibi tartışmalı sınır bölgeleri üzerindeki Ürdün egemenliği kabul edildi (bu araziler, 25 yıllık kiralama süresi sonunda 2019'da tam olarak Ürdün'e geri döndü).
- Su Sorunu: Bölgenin en hassas konularından biri olan Ürdün Nehri, Yermuk Nehri ve Ölü Deniz su kaynaklarının paylaşımına ilişkin düzenlemeler yapıldı.
- Normalleşme ve İşbirliği: Diplomatik ilişkilerin kurulması, kültürel ve ekonomik işbirliğinin geliştirilmesi, ticaret ve turizmin teşvik edilmesi hedeflendi.
- Güvenlik Koordinasyonu: Terörizm ve sınır güvenliği konularında karşılıklı işbirliği taahhüt edildi.
Kudüs'ün Özel Statüsü
Antlaşmanın en dikkat çekici maddelerinden biri de Kudüs'teki kutsal mekanlara ilişkin olandı. İsrail, Kudüs'teki Müslüman kutsal ibadet yerleri üzerindeki Ürdün Haşimi Krallığı'nın tarihî rolünü tanıyacağını duyurdu. Bu madde ile Mescid-i Aksa ve Kudüs'teki vakıflar üzerindeki denetim, Ürdün Vakıflar, İslâmî İşler ve Mukaddesat Bakanlığı'na bağlı Kudüs İslâmî Vakıflar İdaresi'nin (Vakf) himayesine bırakıldı.
Neden 1994?
Bu antlaşmanın imzalanması, geniş Ortadoğu Barış Süreci'nin bir parçasıydı. 1993'te İsrail ve Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) arasında imzalanan Oslo Anlaşması'nın yarattığı olumlu atmosfer ve ABD'nin aktif arabuluculuğu, bu tarihi adımı mümkün kıldı. Ürdün Kralı Hüseyin için ülkesinin çıkarlarını güvence altına almak, su sorununa çözüm bulmak ve bölgedeki siyasi istikrarı sağlamak öncelikliydi.
"Soğuk Barış"
Antlaşma her ne kadar diplomatik bir zafer olsa da, iki ülke arasındaki ilişkiler zaman zaman gergin seyretmiştir. Özellikle Filistin meselesinin çözümsüzlüğü ve İsrail'in Kudüs'teki kutsal mekanlara ilişkin tek taraflı uygulamaları, halk nezdinde antlaşmaya yönelik eleştirileri artırmış, bu ilişkiyi Kral II. Abdullah'ın da tabiriyle "soğuk bir barış" haline getirmiştir.
Ancak Vadi Arabe Antlaşması, bölgenin en uzun kara sınırlarından birinde çatışmayı sona erdirerek, ekonomik işbirliği zeminini hazırlayarak ve Kudüs'ün statüsüne dair önemli bir uluslararası tanıma sağlayarak Orta Doğu diplomasisinin kilit taşlarından biri olmaya devam etmektedir.
26 Ekim 1994, Ortadoğu'da artık düşmanlık yerine diyalogun, savaş yerine sınırda yapılan bir el sıkışmanın sembolü olarak tarihe geçmiştir.
Yorumlar
Yorum Gönder